29 Kasım 2011 Salı

Bazen, boşaltılırsa yıkanmak zorunda kalacağı için dibince kalan azıcık yemekle buzdolabına konulmuş kocaman tencere gibi hissettiğim doğrudur.

10 Kasım 2011 Perşembe

Yapmamam gereken ne varsa yaparım. Yaptıklarımdan değil yapmadıklarımdan pişman olmaktan korktuğumdan en çok. Ha sonra ölmek istiyorum. O ayrı.

3 Kasım 2011 Perşembe

Eski bi K Dergisinden

Gecenin hüznü çok konuşturur. Söylenenler ve yaşananlar değişim geçirip dururken dün olduğum yerden devam edebilecek miyim? Bugün canım istemiyor... Yarın sensiz yaşayamam… Sonsuza dek hayatımda kal… Kararsızlıklar komedyasında ilk perde.
Hayatı anlamaya bu kadar zaman harcamamış olsam, yaşamak için uğraşmış olabilir miydim? Daha az bilsem, evim daha temiz olsa, benzersiz insanlarla tanışsam, bisikletime atlayıp dünyayı gezsem… Oysa bedenimde şekillenen kişinin beni getirdiği yerde baş ağrıları, anlam arayışları ve endişe var. Şimdi yirmi beş yaşımın adaletsizliğine sığınıyorum. Hayata dava açmaya hazırlanırken savunacak kozum yok.
Kapakları güzel görünen kitaplara aldanarak geçti yıllar. Yığınların arasından kırmızılar göze çarptı önce. Bir iki yabancı isim, raflarda ön sıraları kaplayan. Ve herkesin elinde dolaşan o yeni baskılar. Kitle psikolojisine kapılıp gittim ben de. İçime en yakın olanların etrafında dolandım.
Keşke daha önceden bulsaydım onu. Daha büyümeye niyetlenmiş bir çocukken, geceleri kabus gördüğümde annemim yanına kaçabiliyorken, odama sığınmışken. Yalnız olmadığımı hissetmekti belki de istediğim.  Bir yolda yürümeye çabalarken, daha önce geçenlerin cebinden düşen kırıntıları takip etmek. Aramaya uğraşmak, bilinen sözcükleri. Sonunda ulaştığım yerde kendimi görmeyi beklemiştim. Yolculuk başladı.


HAZAL YILMAZ

K DERGİSİ
HAZİRAN 2007

2 Kasım 2011 Çarşamba

Kendi burç yorumunu okuduktan sonra elin hemen onunkine gidiyorsa, yeni insanlarla tanışacaksınız cümlesi seni rahatsız ediyorsa, yazının sonuna doğru yeni ilişkilere açık olabilirsiniz cümlesi seni çılgına çevirmeye yetiyorsa bana zamandı ilaçtı anlatmayın!


Çünkü biz ondan hiç haber almamışken, okuduğumuz burç yorumu üzerine; kafamızda onu yeni insanlarla tanıştırır, bi tanesiyle flört ettirir, tavlamak için neler söyleyebileceğini, yapabileceğini tahmin eder, yarattığımız bu şeye kızar, üzülür ve en kötüsü inanırız.
Behzat Ç'yi izleyin, izlettirin arkadaş!

25 Ekim 2011 Salı

Dün işim dolayısıyla Ankara'daydım. Dönüşte havalimanında bi kargaşa bi kalabalık vardı. Sebebini anlayamadım önce. Sonra baktım çoğunluğu bebeklerini annelerinin kucağına vermiş orta yaşlı bayanlardı. Soğuktan hastalanmış bebeklerle anneanneler ilgilenirken, anneler uçakların ne zaman kalkacağını öğrenmeye çalışıyorlardı. Zira Van'dan direk İzmir'e uçması gereken uçaklar Ankara'ya inmiş ve ne zaman İzmir'e gidebilecekleri belli değildi.

Bugün elimizden bi'şeyler gelmeli bizim. Mesajla mı yardım yaparız, 5 arkadaş birleşip battaniye mi alır yollarız bilmiyorum. Ama insaların yardıma ihtiyacı var. Bizde insansak hala, yapalım!

19 Ekim 2011 Çarşamba

İstiyosun ki; onun hayatında ''yangında ilk kurtarılacak'' etiketli tek insan sen ol! Böyle de bi'şey işte.

14 Ekim 2011 Cuma

Yaklaşık 1 ay sonra 26 yaşıma girmiş olacağım.

Hiç hazır değilim buna. Hiç ama.

Yani 25 idare ederdi ama 26. Hayır bebeğim, olamaz. 26, 30'a az kaldı demek.

30'sa çocukken ''oha 30 mu öyle yaş mı olur, nerdeyse annemle yaşıt ahhhaaaa'' dediğim yaş.

Aman tanrım.

Ben büyüdükçe gözümde büyüttüğüm yaşlar küçülüyo.





temsili çocuk gülüşü.
 Hatırladınız mı bu çocuğu??

13 Ekim 2011 Perşembe

Blogumun 1. senesini unutacak kadar çok aşık olmuşum. Müsadenizle bi ohaa demek istiyorum önce.


Sonra da bu blog vasıtasıyla tanıştığım pek  tatlı insanlara, hem okuyup hem de yorum yapan balküplerine, okuyan ama öyle her yere yorum yapamam diyen akide şekerlerine sevgiler.



Pepper Furnival İstanbul'dan bildirmeye devam ediyor. 







ps: doğum günümde bana bundan alınmazsa cıngar çıkartmayı planlıyorum.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Gece yarısı yazılıp yazılıp silinen mesajlar var. Gönderilse arkasında durulması zor, gönderilmese boğazında düğüm olur.

Hayat bazen konuşarak anlaşılamayacak kadar karmaşık.


P.

4 Ekim 2011 Salı

Sen beni görmek istemiyo musun diyosun ya. Aslında çok istiyorum. Ama;
  • Sabah banyo yapmaya üşendiğim için saçlarım inek yalamış gibi arkadan sımsıkı toplu
  • E haliyle saç kötü olunca insanın içinden ne giyinmek geliyo ne makyaj
Şimdi sana desem ki eve gideyim sonra geleyim. O da, bu sırada kafamdan hesap yapıyorum 5 dk. duş alsam+ne gıyecegıme karar vermem 15 dk.+ saçları kurut + ee bıraz da duzlestır cok kabarmasın derken, oldu sana 2 saat. Buna da oha yok artık diyosun.


Bana gel desem sabah odayı perişan halde bırakıp çıktım. Öyle gör istemem.


Anlayacağın canım, kadın olmak zor. Ben  seni her zaman görmek istiyorum ama bazen yarın görüşsek daha iyi olur diyorsam var kendime göre bi sebebim. Açıklama yapmamı isteme. Hayır açıklarım tabi ki ama yarısına gelince off diceksin ne gerek var.


P.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Beni bu kadar zaman aramaması için ölmüş olması lazım diye düşünüyorum. Sonra bakıyorum, ölmemiş. Okula gitmiş, markette alışveriş yapmış, duş almış vs. İçimi bi hüzün kaplıyo. Madem ölmedin, niye aramadın dememek için kendimi zor tutuyorum.

Aslında seni çok seviyorum. Anlamışsındır.

16 Eylül 2011 Cuma

Bir zamanlar benim çok değer verdiğim bi adam vardı. Uzak mesafeli bi ilişkinin olabileceğine inanmak istediğimiz yaşlardaydık. Sonrası malum. Vahşi doğamız gereği birbirimizi yedik bitirdik.

3 sene sonra gece yarısı mail kutuma gelen bi mail. Heybetli iki ismi ve sonuna eklenmiş büyük harflerle yazılmış bir soyad. Kendı adımın sonuna eklesem nasıl olur diye düşündüğüm soyadı gözüme de aklıma da pek bi yabancı geldi.

Onun için çok değerli olan bi şairi kaybetmiş. Üzüntüsünü de sayesinde şairi tanıyan herkese toplu mail atarak paylaşmak istemiş. Ben de bu gruba eski sevgili kontenjanından dahil olmuşum.

Ne denir ki, zaten böyle zamanlarda dilim damağıma yapışır, ne soyleceğimi bilemem, başın sağolsun dedım bende.

Sonrası ilginç. Beraber okuduğumuz kitaplara atıfta bulunan, yenı kitaplarını da okuyup onunla konuşmamdan mutlu olacağını söyleyen bir mail.

Fazla değil mi şimdi bu? Gereksiz değil mi? İnsan hayatında 3 sene çok uzun. Hele de birbirinden uzak iki insan için.

Siz siz olun eski sevgililerinizi bırakın eskide kalsın. Yeni insanlar tanımak, sevmek için çaba harcayın. Kolaycı olmayın.


15 Eylül 2011 Perşembe

Çok severek aldığın babet ilk günler ayağını vurup canını yakar ama vazgeçmezsin. Nasıl da severek almış, eve gelip ayağına takıp, evin içinde koca bi gülümsemeyle gezmiştin, hatırlasana. Bi yara bandı olayı çözer dedin. Belki bi tane yetmedi, iki kutu kullandın ama zamanla alıştın o'na. O'da sana.

İşte yeni  ilişki böyle bi'şi. Bence yani.

8 Eylül 2011 Perşembe

Kendime Not: Sevgilisiyle her yemeğe çıktığında acaba bu gece evlenme teklif eder mi heyecanıyla yaşayıp, beklediği teklif geldiğinde şaşıran, şaşırmış gibi yapan kadınlardan olmicam!

6 Eylül 2011 Salı

Çok mutluyken yazamaz insan derler. Haklılar.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Aşık olmak, burnunda paketi yeni açılmış puding kokusuyla gezmektir.  Bazen.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Bazen çok özlüyorum seni. Sonra o son gün birbirimize dokunmamak için, göz göze gelmemek için sarfettiğimiz çaba geliyor aklıma, susuyorum.






İzmir'de liste yaptığımız günleri hatırlıyorum.Tabi o zamanlar ev'de hayal di İstanbul'da. Sen Altunizadeye taşın, komşu olalım, sen işten gelmeden ben yemek yaparım sana diyodun, ben gözlerimin içinde kediler, gülümsüyodum. Geldim ben arkadaşım. Evim de var artık. Ama sen yoksun.





Bu sırada ben bir sürü sorular biriktirdim kumbaramda. Yanlış seçimler yaptım bolca. Pişman oldum. Kızdım kendime. Sen olsan izin vermezdin belki saçlarımı kısacık kestirmeme. Kim bilir?





Yine uyanıyorum geceleri. Korkmuyorum. Burnum iyice sürtüldü, o şımarık halimden eser kalmadı (tamam kabul, hala biraz vardır belki) Büyüdüm arkadaşım ben. Hele de annemle evimi tutup, boyayıp, döşeyip, gitme vakti geldiğinde havalimanına bıraktığım annemin bana sarılıp ''güle güle otur, çok mutlu ol'' dediği, nemli gözlerini kaçırıp gittiği o gün var ya, işte en çok o gün büyüdüm, ya da öyle hissettim işte. Eve geldim, dolapta zeytinyağlı yemekler, yatağımın üzerinde katlanmış temiz çamaşırlar ve her yere sinmiş anne kokusu vardı. Ağladım usulca, uyudum, sonra geçti sızısı.





Şimdi iyiyim artık.1 sene oldu geleli. 1 SENE. İyiden iyiye alıştım. Evime, işime... İstanbullulara ısınamadım pek. Sen derdin ya bi İzmir'li İstanbul'da her zaman biraz eksik hisseder diye. Öyle işte. .



O yüzden sevindim belki bu kadar, yazdığım o mesaja verdiğin kısacık cevaba





''ben de ederim''





Seni çok seviyorum canım arkadaşım, kıymetlim. İyi ki doğdun!



Pepper Furnival 4 Nisan 2011'de yazılmış ama gönderilmemiş bir mail'den bildirdi!

2 Ağustos 2011 Salı

Bazı dolunay akşamları mucizeler olur.
Gerçekten çok istiyorum, olucak bence dersin. Olur!

Buna tanık olan balküpü'nün yeri ayrıdır.





Pepper Furnival B.G. ile geçen harika Caddebostan gecesinin ertesinden bildirdi.




28 Temmuz 2011 Perşembe

Ajda Ajda Ajda

Böyle şarkı söylenmez arkadaş.

*** Ajda Reyiz*** - Yine Tek   http://fizy.com/#s/3mgsxr

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Yaz tatilinin en azından bir kısmı aileyle beraber geçmeli. Bence.

Yoksa küçük kardeşinin artık kolluklardan kurtulduğunu, bi hevesle 3 kulaç atıp kendi dalgasında boğulduğunu, bi yandan da göz ucuyla bakıyor musun diye seni kontrol ettiğini nasıl görebilirsin!

Bazı zamanlar var. Sadece o zaman orada isen kıymetli!

14 Temmuz 2011 Perşembe

Ben yine İspanyolca şarkılar söylüyorum. Uyduruyorum çokça.
Bilmediğim bi dilde şarkı söylemeye çalıştığımın farkında.
Bozmuyor beni. Dudağının kenarına ufacık bi gülücük konduruyor.
Ben en çok bu merhametli gülüşe aşık oluyorum.

5 Temmuz 2011 Salı

Bazen içimizden taşar da söyliyim rahatlıyım deriz ya.

Ben en çok ''seni çok kıskanıyorum'' dedikten sonra rahatlıyorum. Derin bi nefes alıp, oh be diyorum. Kendim oluyorum.

Tavsiye ederim.

ps: Kıskanıyorum demek başka, kim o kız feysbukta fotoğrafını beğenmiş diye çemkirmek başka ama.


Sevgiler.

Pepper Furnival

30 Haziran 2011 Perşembe

Ben bu sıra kumbaramda cevapsız sorular biriktiyorum.

23 Haziran 2011 Perşembe

Hani dilimlenmiş karpuzun tabakta kalanlarını, üzerini örtmeden buzdolabına koyarsın da, bi süre sonra canın çektiğinde ağzına atıp o garip koku ve tatla karşılaşırsın ya.

Karpuz aynı karpuzdur, ama dolapta kalmaktan tadı ve kokusu çirkinleşmiştir.

İşte hayatta böyle olaylar/insanlar var.

ps:Yaza hoşgeldin desek. Mi?

20 Haziran 2011 Pazartesi

Son zamanlarda işin stresinden, 1 buçuk senedir tatil yapmamanın verdiği hırçınlıktan perişan günler geçiriyorum. Haftasonu için gelen babamı bile göremedim doğru düzgün.

Canım babam bu akşam İzmir'e döneceği için, beni görmeden gitmek istememiş, şirketin önüne gelip ''insene'' tatlığı yapmıştı. O sıra hallolmayan bir iş ve andaval insanlar sayesinde sinirden çatlamak üzere indim aşağıya. O kadar sinirliydim ki, ne iyiki geldin diyebildim, ne sarılabildim. Beni teselli edip, gitti adamcağız. Bazen kayıtsız şartsız şefkat diken gibi batar insana, acıtır.

Yaklaşık bir saattir bu pişmanlık yüzünden gözlerim dolup dolup boşalıyo. Pişmanlık. Çok kötü. En kötüsü. Di mi?

6 Haziran 2011 Pazartesi

  • Amerika'ya gidecek sevgilisinin feysbuk duvarına yazmak için ''hisli'' bir şiir bulmamı isteyen bi arkadaşım varken hayat benim için ne kadar sıkıcı olabilir?

  • Bir buçuk sene sonra feysbuk profilimi tekrar aktif hale getirdim. Nasi garip. Huzursuz hissettim kendimi bi an. Beyoğlu'nda bi Kadıköylü gibi.


  • Emlakçıların kendilerine has uzaklık birimleri var. Bizim bildiğimiz metre değil o. Misal; diyo ki ev  ana caddeye 50 metre. Vay arkadaş caddeden içeri yürü yürü bi türlü bitmiyo o elli metre. Şaşırtıcı.

  • 25 yaşındayım. Artık bi görevim daha var ilan edilen. Nişan tepsisi tutmak. Öyle bir görev ki; önceden arayıp söyleniyo. Hani hanım hanımcık gel,  bak nişan tepsisi tutcaksın kıvamında. Hadi bakalım halacım. Yeni aldığım önü boğazıma kadar kapalı elbisenin sırtının olmadığını farkedince napcaksın. Bkz: nihahahahaaa

Pepper Furnival ve pazartesi depresyonu beraber bildirdiler efenim.

2 Haziran 2011 Perşembe

Bugün benim doğum günüm. Kendim yaptım, evde yaptım, organik.
Baktım 20 sene doğum günümü hep kışın kutluyorum. Dedim bu böyle olmaz, bi tane de yazın olsun.
Böylece biraz düşündüm taşındım, 2 Haziran çok uygun göründü gözüme. Misal 1 Haziran olsa çakma olduğu çok belli ama 2 Haziran çok kuğl. Haksız mıyım?

PS: Her doğum günümde sorduğum gibi: akşama süpriz parti var mı?

30 Mayıs 2011 Pazartesi

yaşadığım stresin adı: kontrat tarihinden bir ay önce evden çıkmak istediğini, depoziti de tehlikeye atmadan, çaki'nin gelini ev sahibine  söylemek!

evet tam olarak bu!

26 Mayıs 2011 Perşembe

Çok uzun zamandır göbeğimde belayı çeken, hayatımı monotonluktan kurtarıp ekşin deryalarında yüzmemi sağlayan bi çip olduğunu düşünüyorum. Bela varsa, göbeğimdeki çip yardımıyla gider, bulurum. Bu kadar net.

Bi de çok uğurluyum. Misal; benimle çıkıp ayrılmış adamların çoğu (!) benden sonra hayatının aşkınını bulur.


Şimdi bu iki paragrafı birleştiriyorum.

Tatatattaataammmmmm

19 mayıs'ta Antalya'ya tatile giden Pepper(ki Üniversiteyi de orada okumuştur kendisi) (3. şahıs gibi anlatıyorum ki film kıvamında olsun)  en sevdiği, çok özlediği bara (bilen varsa 'Simurg'u) atmıştır kendisini ilk günden. Peki çipi rahat durur mu, anında Pepper'ı  eski iki sevgilisini ve onların yeni sevgilileri gayet net görebileceği bir yere yönletti tabi. Bermuda şeytan üçgeni bu üçgenin yanında halt etmiş!
Gerisi, mutlu mesut fingirdeyen eski sevgililer ve ben. Fonda batsın bu dünya.



ps: hayatının aşkını bulmak isteyenler  pepperfurnival@gmail.com adresine kısa özgeçmiş ve boydan fotoğraflarını yollayabilir. Anadolu yakasında oturmak tercih sebebidir. Bilginize. Kendim için bi'şi istiyosam nağmerdim. Hep sizin için. Valla bak!

Selamlar, saygılar.

Pepper Furnival kötü bir Antalya tatili sonrası masanın üzerinde birikmiş dosyaların arasından bildirdi.
Neden kimse bana bu şarkının varlığından bahsetmedi, anlamıyorum!

tnk- yine yazı bekleriz

 http://fizy.com/#s/1lrngi

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Haftasonu bi çocukluk arkadaşımın düğününe gittim.
Arkadaşım çocukken geçirdiği havale yüzünden duyamıyor ve konuşamıyor. Eşi de öyleymiş.
İşin ilginç tarafı;
çalan müziklerde oynasınlar diye piste çıkarıldıklarında nasıl ve hangi hızda oynaması gerektiğini söyleyen insanlar vardı etrafında.
Arkadaşım şaşkındı, ben, üzüldüm.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Geçenlerde görüp aşık olduğum (ki ben genelde cansız şeylere çok çabuk aşık olurum) aslında gayet alelade olan pembe eteği giymelere kıyamadım. O kadar söyliyim size.

Bugün sabah uyandım, dışarda güneş açmış, dedim bugün eteği giyip  bende baharı getirmeliyim.

Neyse uzatmicam; herkes bi hoş tepkilerde. Ama biri varki önce yüzüme, sonra eteğime, sonra tekrar yüzüme baktı ve hiçbir şey demedi. Bende gayet fesatlıkla ''gördün mü bak nası kıskandı, çok güzel bile demedi'' diye düşündüm ve kendime bi kahve almaya gittim.

Bi güzel dayandım dolaba, bardağı aldım, kahvemi doldurdum, keyifle masama oturdum ve eskimiş penyelerden yapılan, yer bezlerine benzemiş eteğimle yüzyüze geldim. Nerden bilebilirdim ki, mutfak görevlimizin bütün dolapları klorakladığını.

Şaka olmalı diye düşündüm, değildi!

Hoplaya zıplaya aldığım etek, yer bezi olmaya aday eşyalar listesine 1 numaradan giriş yaptı.

Fesatlığım ve ben bugün evrenden koca bir tokat yedik. Afıyet olsun.


geç gelen ps: klorak çamaşır suyu demek. Anlamadığınıza inanamıyorum gerçekten.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Bazı insanlar var.

Yazmadığını bildiğin halde kalemliğinde duran kalemler gibiler.

Eline alsan yazmaz bilirsin ama atamasazsın da.

Tükenmez adı verilen bütün kalemlerin tükenir olması kadar saçma aslına bu da.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Birini aramak isteyip arayamamanın yarattığı his, çıkan uçuğun deli gibi kaşınmasına rağmen kaşıyamamakla akran aslında.


16Şubat2010
İstanbul

PepperFurnival arşiv'den bildirdi.

26 Nisan 2011 Salı

Ben ne güzel saklamıştım onu. Peçetelere sarmıştım, çekmeceye koyup kilitlemiştim. Şimdi ne alemi vardı çıkartmanın. Saçıldı işte etrafa. Ellerime bulaştı. Görmemezlikten gelemedim bu sefer. El yapımı zeytinyağlı sabunla yıkadım bu sefer. Çıkmadı.

Sorgulamak zorunda kaldım. Soru sormaktan korkarım ben kendime. Ya ezberlediğim cevapları veremezsem, naparım yine!

Bak bahar da göstermişti yüzünü. Lalelerin açtı salon camında. Olmadı bu hiç, olmadı!

Ezgi dedi ki; parkta oturup çocukları izliyorum zaman geçsin diye.
Didem dedi ki; dönsem çok mutlu olurum diyebiliceğin bi yer yok. Bu illet zaman geçtikçe her yanını sarıyo.
Dedim ki; artık bi küçük alıp eve gitmek şart oldu.
Onun da dediği gibi, her şey değişmişti ama biz birbirinizin hala gözlerinin içindeydik.

İşte bu akşam üstü biz üç kız bu sefer yalı'da içemedik!

Önümüzdeki 1 ay için bütün hafta sonlarım planlıyken hala süprizlere bayılırım, kafam neyi eserse onu yaparım, özgürüm gibi cümleler kuruyorum ara sıra hiç utanmadan. ne salakça!


ps: a'lar şapkalı.

Pepper Furnival haftasonu kargaşasından, Ankara'nın tüm çirkinliğinden ve 2 saatlik uykusunun ertesinden bildirdi!

14 Nisan 2011 Perşembe

Tanışıp numarası alınmak için 41 takla attılan kızı/erkeği 3 gün aramama kuralı ergenlikte kaldı sanıyodum. Yanılmışım. Haberiniz olsun dedİm. Bu ergen beyinli 25+ insanlar aramızda. Sevelim onları, koruyalım, kollayalım, nesillerinin tükenmesine izin vermeyelim.

ps: Karikatür kime ait bilmiyorum maalesef. İzinsiz, kaynaksız yayınladık, affola!

5 Nisan 2011 Salı

Belki de biz ikimiz;
Yağmurdan kaçarken aynı saçağın altına saklanan iki sokak kedisiydik.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Kayıp Süpriz

Bi zamanlar aşkına inanmadığım bi adam vardı. Fazla gelirdi hep söyledikleri. Cümleleri etrafımı sarar, nefes alamazdım dolayısıyla hiç ben de diyemedim. Bi gün, bitti dedim, kızdı, bağırdı, çağırdı. Sana verdiğim cd'leri geri ver dedi ertesi gün. Benim sevdiğim filmleri dizileri attığı cd'leri istemesini çok garipsedim, kızdım ama gönderdim tabi.

Bilgisayarım uzun zamandır bozuktu, fırsat bulamamıştım bi türlü. Cuma günü gidip aldım servisten. Masaüstünde Mad Men 4. sezon diye bi klasör vardı. Hemen başladım izlemeye. Altyazılar şöyle başladı:

Pepper için hazırlanan Mad Men 4. sezon
İyi seyirler, hayatım.
Aramanı bekliyorum.


Şok oldum. 10 bölüm vardı. 10 bölüm başlangıcı için buna benzer şeyler yazılmıştı. Sonuncu bölümde bir de ek olarak ''sevgilinden yeni bölümleri isteme vakti'' yazılmıştı.

Demek o yüzden ısrarla sormuştu cd'leri izledin mi diye. Hayır deyince rahatlamıştı. Ama onları bilgisayarıma kopyalayacağımı, sonra bilgisayarımın bozulacağını ve benim bunları 5 ay sonra izleyeceğimi bilmiyordu.

Olsundu. Güzeldi yine de.

1 Nisan 2011 Cuma

Pepper Furnival Saçmalama Kulübü İftiharla Sunar

Sabah dinledim bu şarkıyı, Türkan Şoray'dan.
Şimdi size de yazıyorum: sevemedim karagözlüm seni doyunca.
Sanki yemek yersin doyarsın da daha fazla yemek istemezsin ya onun gibi.
Sevemedim karagözlüm seni çünkü çok sevdim, doydum. İnsan doyasıya falan der. Yok aa cık olmamış!


Pepper Furnival Lüzumsuz İşler Müdürlüğünden Bildirdi.


Türkan Şoray'dan geliyor

28 Mart 2011 Pazartesi

Burası Kaybedenler Kulübü Bebeyim!

Daha 1 senedir Kadıköy havası solumama rağmen film içime işledi desem yeri. Rexx'de izlediğim için mi, sürekli gidip geldiğim, artık sahiplerini tanıdığım barları göstermesinden midir nedir, çok sevdim.

Yazın Hera'nın önünde Yiğit Özşener   ve  Rıza Kocaoğlu' nu birarada görünce anlamıştım bişey döndüğünü ama bu harika filmden haberim yoktu hakkaten.

Evet Rexx'de ilk vizyon gününde Kaybedenler Kulübü'nü izledim, sonra gidip Karga'da bira içtim, sonra sallan yuvarlan rıhtıma indim. Düşündüm; karşısı benim için gerçekten ''karşı''.




Ahu bebeğim, senin loser'lığın hakkaten çok tanıdık. Gezerim, tozarım, içerim, mini eteğimle motorsiklete atlarım ama bi zaman sonra ''düzgün bi işin olsun, annemlere kahvaltıya gidelim, sen terfi maceralarını anlat'' kıvamına geliyosun işte.


 Tolga Örnek Nejat İşler'le görüşmesini şöyle anlatıyor: Hayatımın en kısa görüşmesiydi. Nejat geldi, senaryoyu okudum, Kaan'ı oynamak isterim, Türkiye' de de benden başkasının oynamasını istemem dedi.




 

Bu iki adamla ilgili söyleyecek hiçbir  şeyim   yok. Çok iyiydi ikisi de. Nejat İşler'e bu karakteri zaten yakıştırdığımızdan mıdır bilmem, Yiğit Özşener daha bi iyi geldi gözüme.

               Film'de öyle güzel İstanbul kareleri var ki, insan kıyamaz o sahneleri bir saniyede  geçmeye. Bir de  keşke üşenmeyip Olimpos'a  gitseydiniz. Burası Olimpos değil ki ama değil ki!


Ama o nasıl güzel gülüyo nasıl nasıl. Ay yirim yirimmm.


Film çekimlerinde Rıza Kocaoğlu'nun o koltukta oturmaktan poposu düzleşmiştir diye tahmin ediyorum.




  • Film gerçek bir hikaye aslına. 1999 yılında (yanılmıyorsam)  Kent Fm'de Kaybedenler Kulübü diye bir radyo programı varmış. Kaan ve Mete diye iki adam tarafından yapılıyormuş. Tolga Örneğin bir arkadaşı Kaan'ın çok yakın bir arkadaşı ve bunun üzerine senaryoyu yazıp Tolga Örnek'e götürüyor böylece film çalışmaları başlıyor.
  • Gerçek Kaan ve Mete ile Nejat ve Yiğit bir süre beraber takılmışlar. Kaan ve Mete'nin içleri rahat edince oyuncular için karar verilmiş roller   Nejat  ve  Yiğit'e gitmiş.
  • Nejat İşler'in bir sahaf'ı olduğunu biliyor muydunuz?
  • Bu arada Türkiye'de bir ilk, Kaybedenler kulübünün sadece senaryonun değil öykününün  de anlatıldığı kitabı çıktı. 6.45 yayınlarından. Hem  de film vizyona girmeden. Bilginize.

Pepper Furnival tedirginlikle Rexx'den bildirdi.








ps: Haftasonları seans çıkışlarında bira satmayı planlıyorum. Bence çok zengin olabilirim. Zira bu filmden çıkan herkes bi bira çakacaktır.

23 Mart 2011 Çarşamba

Bi gün gelicek, o açmadığımız telefonlar için pişman olucaz. Hepimiz.
O zamana kadar düşünce baloncuklarımız ve biz, mutluyuz.

14 Mart 2011 Pazartesi

Bloga gelen yorumu bile yayınlayamamıştım. Yasak kalkmış. Sefam olsun!

4 Mart 2011 Cuma

Kendi bloguna girebilmek için DNS ayarlarını değiştirmek ne kötü.Ekranda çıkan mahkeme kararıyla engellenmiştir yazısını görmek, şaşırmak, yorumlayamamak bi an. Sonra sebebini öğrenmeye çalışmak, bu ülkede yaşanan saçmalıklara alışmak, alıştığına kızmak...

24 Şubat 2011 Perşembe

Bir zamanlar çok istiyorum dediğin şeyler için vazgeçtim demek zordur, bilirim. Ama bazen biri için bir şehirden vazgeçmek güzeldir.

Senin ''boğaz'ın'' onun gözleridir belki.
Bakarsın,
İki yakan kavuşmaz.

18 Şubat 2011 Cuma

Bi formülüm var-Evde yaptım

İş arkadaşlarının dinlediği müziklerden şikayetçi misin? Bunu söylemek istemiyor, saman altından su yürütüp bu işi çözmek mi istiyosun? Yanaş o zaman, bi fikrim var.

Şimdi flaş belleğinin içine dinlemekten en çok zevk aldığın şarkıları koyuyosun. Çok fazla değil ama en fazla 70-80 tane olmali ki göz korkutmasın. Daha sonra içine dandinikten bir word dosyayı daha koyuyosun ve arkadaşından rica ediyosun ''ay Hamdi, ben yazıcıyı göremiyorum da rica etsem şu flaşın içindeki word'den çıktı alsan?''

 Hamdi flaşı açar belgeyi yazıcıya gönderir ve o sırada müzikler diye bi dosya görür, içini açar bakar ve asla bunla yetinmez. Hemen masasüstüne kopyalar. O sırada sana da ''a burda müzikler varmış, alayım ben bunu der''. İşlem tamamlanır. Hamdi önce meraktan çalar o şarkıları, sen aman ne güzelmiş dedikçe o da sever, zaten sıkılmıştır o da kendininkilerden.

Bu zaman ne kadar sürer bilmem ama tadını çıkarın derim ben. Kim bilir bakarsınız bir gün Hamdi Elif Çağlar konserinden bahseder, o an ofise bi ışık dolar, hayat ne güzel dersin böyle kelebekler falan...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Siz erkekler bi arkadaşınızın çok iyi şoför olduğunu anlatmak için ''adam sürekli 200'le gidiyo, tek elle parkediyo, yatar gibi araba kullanıyo'' gibi cümleler kurarsınız. Bizse ''ay şekerim bi görsen bütün makyajını yapıyo araba kullanırken'' deriz.

Bi de böyle bi'şey var:
Coca Cola'nın 125 yıllık sırrı belli oldu diye ortalığı ayağa kaldırdınız. E biz en basitinden mayonezin tarifini de öğreneli çok oldu. Var mı evde organik mayonez yapan? İlginç insanlarsınız vesselam.

ps: Coca Cola tarifine göre yapılmış Le Cola hayal ettim şimdi. Komik oldu. Düğünlerin bi zevki kalmaz artık.

10 Şubat 2011 Perşembe

İnsan kazık kadar olduğunu en çok, internet sayfalarında doğum tarihi kısmını doldururken gün ve ayı yazdıktan sonra sıra yılı seçmeye geldiğinde, mouse'la yavaş yavaş aşşağıya indiğinde anlıyor. Eskiden ilk tıklamada çıkan pencerede olurdu o tarih.



7 Şubat 2011 Pazartesi

Aşk Tesadüfleri Sever Filminin Sonunu Söylicem Size!

Cuma günü izledim filmi. Henüz kimse izlememiş, keyfimi bozmamıştı. Aslında deli gibi beklediğimden değil, vaktim vardı, napsam diye düşünürken kendimi salonda buldum.


  • Film'in sürekli bi Ankaralılar filmi olduğunu söyleyip duruyor, Ömer Faruk Sorak ve filmdeki oyuncular. O zaten çok belli şekerim. Ankara'yı güzel bir yer olarak göstermek için elinden geleni yapmışssın. Hele de bi sahne var ki, arkada sular seller. Gören de Ankarayı okyanus kenarında sanır.

  • Belçim, şekerim, bu filmde sana haksızlık ettiklerini düşünüyorum. Yılmaz'ın karısı değil mi, kapmış işte rolü, bi de Mehmet Günsür'le, ohh, yemede yanında yat, derdim ama, kıyamadım. Fena değildin çünkü, yalan yok.
         ps: Burnun çok güzel olmuş tatlım, güle güle kullan ;)







  • Mehmet'çim şekerim, balım, kaymağım. Ne diyim sana, ne diyim. O kırpık saçlar başka kime yakışırdı bu kadar, bilmiyorum. Evli barklı olmasan, bi kaç adam tutup seni kaçırtabilirdim ama öyle bi şeker ''evet evliyim, iki de çocuğum var (bunu soylerken elıyle 2 (yazıyla iki) yapıp, gülümsüyor'' diyosun ki, allah seni sahibine bağışlasın demekten başka bi şi gelmiyo vallahi insanın içinden. Filmde de fazla romantiktin (evet itiraf ediyorum baya fazla romantik) ama ben inandım sana.

           ps: Ama şekerim atladığın bi'şi var. Karayip Korsanlarının yeni filmi çekildi bitti. Senin bu Jonny      Deep'e muadil olmak istiyorum çabanı pek anlayamadım. Yakışmış o ayrı ama şansını fazla zorlama, başkası olma kendin ol beybi.




  • Yiğit, beybim ben üzülüyorum sana ya. Senin kaderin bi kadını çok sevip, başkasına kaptırmak heralde. Bak babaannemim bi kankisi var. Gidelim kurşun döktürelim sana, ne dersin?

  • Altan Erkekli-Şebnem Sönmez ikilisi müthişti. Ayşe Arman'ın sevimsizliği de gözden kaçmadı.

  • Film daha önce çok defa izlediğimiz bi klişeyle yaklaşıyor sona, işlenişi güzel lafım yok ama sonrası zayıf biraz. Oldu bittiye gelmiş gibi.

  • Ömer şekerim seni takdir ediyorum. film bir çok yerde bizi hüngür ağlatabilecek argümanlara sahip ama bunların üzerine gitmemen filmi daha bi güzel yapmış. Çağan Irmak çekseydi olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum diyor (bkz:Hasan selpakları aldık mı yanımıza? Bak sonra maymun oluyoruz, yandan yöreden selpak istiyoruz) sana 10 üzerinden 7 veriyorum canım.




ps 1 : Balat'ı merak ettim çok. İstanbul Hatırası ile başlayan gitme isteğim bu filmle beraber doldu taştı.

ps 2: Müslüm Gürses'e sevgimi bilirsiniz. Evet tahmin etmekte zorlanmayacağınız üzere film Müslüm Gürses'in aşk tesadüfleri sever şarkısıyla başlıyor. Korkuyorum şimdi yerli yersiz her yerde duymaktan. Aynı şey Bülent Ortaçgil'in eylül akşamı için de geçerli. Allahtan feysbukum yok da yerli yersiz ''paylaşıldığını'' görüp sinir olmuyorum. Demir Demirkan-Zaferlerim cuk oturmuş, ben en çok onu sevdim.




ps 3: Filmden çıkıp aman tanrım ben de böyle aşık olmalıyım saçmalığına kapılmayın lütfen. Bu filmler, böyle aşkların sadece filmlerde olduğunu bize anlatmak için var. (Dikkat! 14 Şubat yaklaşıyo)

ps 4: Sevgili erkekler;
Sevgililer günü için sevdiceğimi bi filme götiriyim, ana! Aşk tesadüfleri sever olur, romantik romantik ne güzel diye düşünüyorsanız uyarırım. O kız önce sana, sonra Mehmet'e sonra sana (aslında olması gereken bu ama ....) bakar mı bilinmez. Kendini riske atma derim ben. Geçen gün tivitırda bi arkadaşım ''kız arkadaşını eve getirip, Spartacus izleyen adamın, bu kız bana verir mi diye boşuna düşünmesine gerek yok, vermez'' gibi bi cümle kurmuştu. Bilmem anlatabildim mi?



Pepper Furnival Rexx'den bildirdi.


Film Çekelim mi? =)

2 Şubat 2011 Çarşamba

Bazen çok özlüyorum seni. Sonra o son gün birbirimize dokunmamak için, göz göze gelmemek için sarfettiğimiz çaba geliyor aklıma, susuyorum.


İzmir'de liste yaptığımız günleri hatırlıyorum.Tabi o zamanlar ev'de hayal di İstanbul'da. Sen Altunizadeye taşın, komşu olalım, sen işten gelmeden ben yemek yaparım sana diyodun, ben gözlerimin içinde kediler, gülümsüyodum. Geldim ben arkadaşım. Evim de var artık. Ama sen yoksun.


Bu sırada  ben bir sürü sorular biriktirdim kumbaramda. Yanlış seçimler yaptım bolca. Pişman oldum. Kızdım kendime. Sen olsan izin vermezdin belki saçlarımı kısacık kestirmeme. Kim bilir?


Yine uyanıyorum geceleri. Korkmuyorum. Burnum iyice sürtüldü, o şımarık halimden eser kalmadı (tamam kabul, hala biraz vardır belki) Büyüdüm arkadaşım ben. Hele de annemle evimi tutup, boyayıp, döşeyip, gitme vakti geldiğinde hava limanına bıraktığım annemin bana sarılıp ''güle güle otur, çok mutlu ol'' dediği, nemli gözlerini kaçırıp gittiği o gün var ya, işte en çok o gün büyüdüm, ya da öyle hissettim işte. Eve geldim, dolapta zeytinyağlı yemekler, yatağımın üzerinde katlanmış temiz çamaşırlar ve her yere sinmiş anne kokusu vardı.  Ağladım usulca, uyudum, sonra geçti sızısı.


Şimdi iyiyim artık.1 ay sonra bir sene olucak geleli. 1 SENE. İyiden iyiye alıştım. Evime, işime... İstanbullulara ısınamadım pek. Sen derdin ya bi İzmir'li İstanbul'da her zaman biraz eksik hisseder diye. Öyle işte. .


O yüzden sevindim belki  bu kadar, özledim yazdığım o mesaja verdiğin kısacık cevaba




''ben de''




müslüm gürses-hayat berbat'ı dinlediniz mi hiç?

31 Ocak 2011 Pazartesi

19 yaşında, kendi deyimiyle alemlerin tozunu attıran, çok sevdiğim Gizem'in İstanbul ve soğuk hakkındaki düşünceleri.

-Biri arayıp dese ki, Gizem gel, bi club bulduk, yıkılıyo burası, sana da bi şişe şampanya açıcaz, önce uzun uzun düşünür sonra ağzımı doldura doldura hassiktir derim. O kadar soğuk hava Pepper.


Bilmem anlatabildik mi burda haftasonu hava nasıldı.

27 Ocak 2011 Perşembe

Bir Garip Halet-i Ruhiye'ler

  • Misafirliğe gittiğin eve, çocuklar çok seviyorlar diye yaş pasta alıp gitmek, hiç sevmemene rağmen sen alıp götürdüğün için yemek zorunda kalmak.

  • Ev sahibinin sen seviyosun diye brokoli yapmış olması. Ama yediğin en kötü brokoli olması sebebiyle o tabağın bi türlü bitmemesi. İkinci tabak ısrarlarını yumuşak ama kararlı bir tavırla geri çevirmenin, karşı tarafın gözlerinde yarattığın hayal kırıklığını görmek.

  • Çocukları sevmemek Ev sahibinin çocuğuna sevgi gösterisi yapmak zorunda hissetmemek. Çocuğun aksine oyun oynamak için çırpınması, tonla soru sorması. Sorulara tek cümlelik cevaplar vermek. Çocuk için üzülmek ama seni bu durumda bıraktığı için kızmak. Küçücük çocuğa saçma sebeplerle kızmak. 

  • Anneden pudra rengi kalın bi atkı istemek. Gelen atkının şeker pembe ve 1m. genişliğinde olması. Boynunda iki kere doladığında boğulucak gibi olman. Ama annen aradığında ''o kadar güzel ki takmaya kıyamicam'' demek. Takınca boğulma tehlikesi içinde olmanın, takmayınca o kadar uğraşmış annecim ne huysuzum'un husursuzluğu.

21 Ocak 2011 Cuma

Bırak o bıçağı, değmez.
Uzaydayız, hepimizin kafası karışık ceku!

msd

19 Ocak 2011 Çarşamba

2 Çiftle Akşam Dışarı Çıkma Sorunsalı

Efenim 2 tane çok sevdiğim arkadaşım ve sevgilileriyle planlar programlar sonucunda geçen hafta sonu gerçekleştirdiğimiz tatsız eylemden  çıkarımlarım şunlar;


  • Öncelikle siz buluşmaya yalnız gideceğiniz için grup yapmazsak (arkadaş grubu, kingirdemeyin hemen) ölürüz hastalığına yakalanmış arkadaşlarınız sevgililerinin bekar ve eli yüzü düzgün arkadaşlarından birer tanesini o geceye davet etmiştir tabi. Ne sandınız, büyükşehir çalışıyor.
  • Çocuklar da durumdan pek rahatsız değil tabi. İş, güç soruluyor, muhabbet ediliyor yemekler yenirken. Sen bu iki çocukla da konuşmak zorundasındır tabi ki. Bu sırada arkadaşlarına da bittiniz siz gülücükleri atarsınız.
  • Yemekten sonra gidiceğiniz mekan için rezervasyonlar yapılmıştır tabi. Ama sorun restorandan çıkıp, bara gidene kadar yolda geçen süre sıkıntılıdır.Sen ellerini cebine sokmuş bu durumu pek umursamazsın. Bazen kızlarla, bazen eniştelerle bazen de yeni çocuklarla yürüyerek bu durumu aşarsın.
  • Mekana oturulur. Köşe kapmaca başlar. Bekarlığın verdiği rahatlıkla, elinde biran herkesle konuşur, hepsinin yanına oturursun. Ama gece yarısından sonra sıkar artık. Gitmek istersin ama mızmız olmamak için sesini çıkaramazsın. 
  • Neyseki gece biter. Yeni çocuklardan biri zaten çok içmiştir. Hoşçakal derken yanağını bulmakta zorlanır, az kalsın öpüşülecektir. O an buz gibi bi hava eser mekanda. Dolayısıyla sen de çocuktan buz gibi soğursun. Diğer yakışıklı da elektriklerinizin tutmadığını, bi daha görüşmeyeceğinizi bildiği halde kibarlık olsun diye umarım görüşürüz tekrar der, kısmet dersin sen de.
  • Soluğu Kızılkayalar da alırsın. Bir tane ıslak hamburger yuvarladıktan sonra, taksiye atlar, evinin Taksim'e çok uzak olmamasına sevine sevine etrafı izler, eve gider maymunlu pijamalarını giyer ve yatarsın.

Velhasıl-ı kelam keyifsizdir. Zorlamadır. Kimseyi kırmadan uzak durulması gereken ortamlardır.





Bazen  sonucunun ne olacağını bile bile yaparsın ya. İşte öyle. Bal gibi biliyosun işte. Israr mı bu, umut mu, acizlik mi yoksa zaaf mı? Hepsi belki de. Bilemedim.

ps: kara kedi candır.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Küçük Kara Balık



Öyle bir yerdir ki o, için içine sığmaz. Elin telefona gider yüzlerce kez ama yapamazsın, yapmamalısın. Niye mi? Elinden gelen her şeyi yaptın çünkü sen, kendince. Korkarsın. Bi patikaya girersin. İnsanlar ağaçlara dileklerini değil  keşkelerini yazıp asmış bu sefer. Yürüdükçe ağırlaşır, keşkelerden korkarsın. Önüne bi tabela çıkar. Üzerinde sen ara ne kaybedersin yazar. Bir adım atarsın içeri. İşte tehlikeli topraklardasın. Ararsın açmaz ya da daha kötüsü duymaktan korktuğun ne varsa duyarsın.Yanıldın. Artık insanlar ne derse o değildi. Sözlerin bir anlamı yoktu. Her şey geçiciydi. Yine yeni yeniden anladın. Şanslıysan dersler çıkardın.


Burası senin denizin değil. Sanayinin bütün kirli suyunu akıttığı pis bi deniz burası. Oksijen yetersizliğinden nefes alamıyosun. Mevsimsiz ve kontrolsüz avlanıyor balıkçılar. Kendine bi kuytu bulmalısın, belki batmış bi gemi. Göç eden sürüleri izlersin. Gözyaşların denize akar bu sefer. Dikkat çekmezsin. En önemlisi saklamak zorunda değilsin onları. Şanslısın.




Ps: Samed Behrengi-Küçük Kara Balık. Çoluğunuza, çocuğunuza, kardeşinize, yeğeninize, kuzeninize okuyun, okutturun.


10 Ocak 2011 Pazartesi

Hayal Kırıklığının Matematiksel Hesabı

Şimdi efenim bu insanların sürekli bahsettiği herkese hakettiği değeri vermek mevzusu var biliyosunuz. Ben ömrüm boyunca anlayamadım bu lafı. Bilsem zaten ne kadar ettiğini o kadar verir kurtulurum di mi? Terazi var sanki tartıyosun, ne kadar çektiyse değer terazisinde o kadar veriyosun.



Oturdum düşündüm.  Matematiği oldum olası çok severim. Hele de üslü sayılar. Karekökün hayatıma girişi üslü sayılardan daha sonra olmuştur. İşte bütün sorun bu. Vermem gereken değerin üssünü alacağıma karekökünü almam gerekiyomuş. Bir örnekle hemen açıklıyorum;



Misal 100 birim değer  vermeyi düşündüğüm bi insan var. Ben napıyorum? Bunun hemen karesini  alıp D=1002=100 veriyorum. Peki asıl yapmam gereken ne: düşündüğüm değerin karekökünü almak D=√100=10.  Evet işte bu aradaki fark (100-10=90birim) benim hayal kırıklığım oluyor. Tebrikler. Nur topu gibi hayal kırıklığım oldu.


ps 1: matematiksel işlemlerde gördüğünüz üzere değerin üssünü arttırdıkça, hayal kırıklık biriminiz artıyor. 


ps 2: bu yazıyı forward edin. %100 çalışıyor. 

6 Ocak 2011 Perşembe

İnsanın dahil olmak zorunda  olduğu ve işin içine zorunluluk girdiğinde ziyadesiyle zevksizleşen planlar vardır ya. İşte o planların yapıldığı, yapılıp bozulduğu bi çemberin içindeyim. A ya da gitsek farketmez B ye de. Nasılsa cumartesi çalışıcam bahanesiyle eve erken dönücem ben. O yüzden sen o gün elbise de giysen pantalon da giysen farketmez. Oturduğum yerden denizi görebilecek miyim onu söyle sen bana. Hayır göremiceksem kendime oyalanacak başka bi'şey bulmalıyım.


ps: böyle zamanlarda kendimi okan bayülgenin progamına katılmış, hiç konuşmamış insanlar gibi hissettiğim doğrudur. Onlar da benim kadar sıkılıyo mudur?