2 Şubat 2011 Çarşamba

Bazen çok özlüyorum seni. Sonra o son gün birbirimize dokunmamak için, göz göze gelmemek için sarfettiğimiz çaba geliyor aklıma, susuyorum.


İzmir'de liste yaptığımız günleri hatırlıyorum.Tabi o zamanlar ev'de hayal di İstanbul'da. Sen Altunizadeye taşın, komşu olalım, sen işten gelmeden ben yemek yaparım sana diyodun, ben gözlerimin içinde kediler, gülümsüyodum. Geldim ben arkadaşım. Evim de var artık. Ama sen yoksun.


Bu sırada  ben bir sürü sorular biriktirdim kumbaramda. Yanlış seçimler yaptım bolca. Pişman oldum. Kızdım kendime. Sen olsan izin vermezdin belki saçlarımı kısacık kestirmeme. Kim bilir?


Yine uyanıyorum geceleri. Korkmuyorum. Burnum iyice sürtüldü, o şımarık halimden eser kalmadı (tamam kabul, hala biraz vardır belki) Büyüdüm arkadaşım ben. Hele de annemle evimi tutup, boyayıp, döşeyip, gitme vakti geldiğinde hava limanına bıraktığım annemin bana sarılıp ''güle güle otur, çok mutlu ol'' dediği, nemli gözlerini kaçırıp gittiği o gün var ya, işte en çok o gün büyüdüm, ya da öyle hissettim işte. Eve geldim, dolapta zeytinyağlı yemekler, yatağımın üzerinde katlanmış temiz çamaşırlar ve her yere sinmiş anne kokusu vardı.  Ağladım usulca, uyudum, sonra geçti sızısı.


Şimdi iyiyim artık.1 ay sonra bir sene olucak geleli. 1 SENE. İyiden iyiye alıştım. Evime, işime... İstanbullulara ısınamadım pek. Sen derdin ya bi İzmir'li İstanbul'da her zaman biraz eksik hisseder diye. Öyle işte. .


O yüzden sevindim belki  bu kadar, özledim yazdığım o mesaja verdiğin kısacık cevaba




''ben de''




müslüm gürses-hayat berbat'ı dinlediniz mi hiç?

Hiç yorum yok: