29 Eylül 2010 Çarşamba

Pencere Önü Çiçeği

Bülent Ortaçgil'e olan sevgim, saygım kelimelerle anlatabileceğim bi'şi değil gerçekten. Her şarkısı harika, kendisi bi o kadar sıcak, alçak gönüllü, sanatçı gerçekten.

Ama bi şarkısının yeri ayrı. İstanbula yeni geldiğim zamanlarda Kadiköy- Nazım Hikmet'te verdiği konserde dinlemeye fırsat bulduğum, içimi titreten şarkı;

http://fizy.com/#s/1ajbub

Pencere önünde


Arkadaştan ayrı

Porselen saksıda

Bir süs çiçeği



Evin hanımı

Her akşamüstü

Su ve güneş sunar

Entellektüel



Pencere önü çiçeğine

Ne ansızın yağmur ne gökkuşağı

Ne dipdiri sabah, gözyaşı



Ne şebnem görmüştür ne kırağı tanır

Ama iyi konuşur, kitap gibi

Rastgele çiçeklere şöyle bir bakar

Cansız cam ardından, tül perdelerden



Pencere önü çiçeğine

Ne mecburen güneş ne karakış

Ne dopdolu bahar ürpertisi



Zorlu bir rüzgarla boynu hiç kıvrılmaz

Haylaz çocuklarca hiç koparılmaz

Gece çökünce açılır lambalar

Öteki çiçekler ay ışığındalar

 
 
PS: Erkan oğur'un yorumu da takdire şayandır.

23 Eylül 2010 Perşembe

Galata'nın Yolları Taştan



Galata Kulesi olmasa İstanbulu bu kadar sever miydim bilmiyorum. Evet, Boğaz, Kız Kulesi, Ortaköy, Taksim ama Galata'nın yeri ayrı.





Karaköy'de vapurdan inip, yukarıya Taksim'e çıkan o yola hayranım. Sanırım Kuledibi deniyor oralara. 

Alıyorum kendime bi duble taze sıkılmış greyfurt suyu, yukarı çıkana kadar fırt fırt fırt içiyorum, ohh mis. Bu sırada bi yandan da sağlı sollu eski eşyalar satan tezgahları geziyorum. Bazıları çok dökük olsa da (kafası koparılmış trol gördüm geçen gün :)) bazen çok tatlı şeyler bulabiliyosunuz.






Galatanın önündeki küçük kafelerin tadı da bi başka. Nasıl efil efil esiyodu yaz akşamları. Bir de darbuka çalan sokak çalgıcıları varsa yakınlarda, tadından yenmez.







Komodo merdivenlerini ilk gördüğümde sanırım bir iki dakika ağzım açık kalmıştı. Sonradan öğrendiğim üzere, dönemin en zengin işadamlarından biri evi ve Karaköy arasındaki mesafeyi daha kısa zamanda ve rahatça gidebilmek için yaptırmış bu asimetrik merdivenleri ve kendi adını vermiş! bkz:şaşırdım


Pepper Furnival Galatadan bildirdi.

Ps 1:  Bir de o yolda bı yer var ki. Of off. İddaa ediyorum yiyip yiyebileceğiniz en güzel tavuklu pilav. Galataya çıkan o yokuşta, solda küçücük bir dükkan. O kadar küçük ki içeriye masa sığmıyor. Yolun kenarındaki küçük taburelere oturup yiyorsunuz pilavınızı. Bu sırada yoldan gelip geçen turistlere, bıçkın delikanlılara bakarak eğlenmek te cabası.Valla tükanın adını bilmiyorum. Yer tarif etme özürlü olduğum için anlamadıysanız daha açık tarif etmeye çalışırım.

Ps 2: Resimler: @deviantart-İrem Gülersönmez, sezgihan.blogspot.com

Ps 3: Finükiler için: http://www.futuristika.org/trend/gezimekan/funikuler/

PS 4: Ben daha ayrıntılı bilgi istiyorum derseniz bi göz atın bence: http://gezginbora.blogspot.com/2010/05/karakoy-galata-pera.html

Ps 5: Trol bebekleri unutmadınız di mi? bkz:





21 Eylül 2010 Salı

İtiraf.com








  • Yeni aldığım topuklu ayakkabıları bütün akşam evin içinde  giyip geziyorum.
  • Kış geldiğinde çoraplarımı dizimin altına kadar çekip pijamamı da içine sokuyorum. Bi de altında pofidik  ev botları. oh mis.
  • Eve misafir gelmicek olsa yaklaşık ayda 1 temizlik yaparım.
  • Çok güzel bi adamın yanında çirkin bi kız gördüğümde hep aynı cümleyi kurarım ''kim bilir nasıl tavladı kaşar''. evet kendimden utanıyorum.
  • Alışverişte çok beğendiğim bi elbisenin fiyatını görüp şok geçirdiğimde ''amann zaten bana hiç yakışmazdı'' diyip kendimi kandırmaya çalışıyorum.
  • Parfümümü soran herkese farklı bi'şi uydurup söylüyorum. bkz: + parfümüm mü, şeyy chloe   -hıı, hiç benzemiyo ama  +e herkesin teninde farklı kokuyo tabi.

PS: Aklıma geldikçe yazıcam ben, sizde yazın ;)

20 Eylül 2010 Pazartesi

Fena Halde Pepper


Efenim sahaf festivalinin yapılacağını duyduğum günden beri bir hevesle bekliyordum. Nihayet muradıma erdim cumartesi günü. Festivalinin girişine çok hoş bir kapı yapmışlar, geçerken bile eğleniyor insan. Sonrası zaten cennet gibi. 74 tane sahaf varmış. Dükkanlarında 8-10 teleye satttıkları kitapları 5 liraya satıyorlar. 2-3 lira standlarında da güzel kitaplar bulmak mümkün. Benim 3 tane kitabım oldu. Atilla İlhan-Fena Halde Leman,Frank McCourt-Angela'nın Külleri ve Jack London-Beyaz Diş.


Eğer bi pikapa sahipseniz (sizi çok kıskanıyorum!) çok güzel plaklar var. Bir de eski film afişleri ve eski kaset kapakları eminim sizi çok eğlendiricek.



 Festival, 28 Eylül 2010 tarihine kadar açık kalacak ve her gün saat 10.00-24.00 arası fuarı ziyaret edebilecek. Tavsiye edilir, gidiniz görünüz efem.




 


Pepper Furnival Taksim Gezi Parkı'ndan bildirdi...





Ps : Başlık için kusura bakmayın. Kitabın etksininde kalıp fena halde özentilik yaptım.


13 Eylül 2010 Pazartesi

Biutiful


Sıkı hayranı olduğum Alejandro Gonzales İnarritu'nun aşığı olduğum kişilik Javier Bardem'i başrolünde oynattığı Biutiful filmi 19 Kasım'da vizyona gircekmiş. Bence bu bana doğum günü hedayesi. Yirim yirimmm

Filmin  konusu kısaca şöyle: Barcelona’da geçen hikâyede, Javier Bardem, Uxbal adında kanuna aykırı işleri yüzünden başı polisle derde giren bir adamı canlandırıyor. Uxbal, zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babadır…

ps: Javier Bardem'in Cannes'da  bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülünü aldığını söylemezsem ölürüm.

Bi Fikrim Var-2



Şu çift olarak gelirsen indirimli muhabbeti yok mu ona deli oluyorum. Bekarız ya vur yüzümüze di mi? Tango kursu varmış, çift gelirsen kişi başı 150 tele yalnızsan 250 tele. Tatile gitmek istersen; odayı çift kişi kullanırsan 100 tele tek başına kalcaksan yine 100 tele. Diyo ki: kızım ne işin var tek başına tatilde, tango kursunda falan. Neyine senin bunlar otur oturduğun yerde
 Bunlar içinde bi planım var;
Antalya'da adını vermek istemediğim bir disko var. Bu diskoyu önce 15-25 yaş arası abaza yurdum gençliğiyle doldurucam, sonra bunlara limitsiz yerli içki vericem. Bir kaç saat sonra bu indirimleri akıl edenlere Adriana Lima maskesi takıp içeri salıcam. Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

İzmir'den Tatil Manzaraları

  • Ne yalan söyliyim evde en çok özlediğim şey kitaplığımmış. Karşısına geçip oturmayı bile özlemişim. Tez zamanda kitaplığımı İstanbula taşımam gerek.evet.
  • Kordon'da rakı keyfi (ki 4 tane dulcuk kızsanız) paha biçilmez. Ama hesap için master card olsa fena olmazdı.
  • 9 Eylül kutlamaları ciddi şekilde fiyaskoydu. Sıkıntıdan kendimi denize dökücektim vallahi.
  • Metro çalışmaları yüzünden trafik alt üst olmuş gerçekten. Kendi memleketimde turist muamelesi gördüm sayesinde.Değişen otobüs numaraları, duraklar...
  • Biranın yanında turşu yemeyi deli gibi özlemişim. Zira adamların turşu stoğunu tüketmiş olabilirim bir gecede.
  •  Yarı final gecesini bahçede semevar eşliğine geçiricem diye sevinirken küçük kardeşimin bir bardak sıcacık çayı boynudan aşağı dökebileceği ihtimali düşünsem gidermiydim hiç. Kırar kıçımı otururdum evde.
  • Güzelyalı köprüsü güzelliğininden hiç bi'şi kaybetmeyen nadide yerlerden. Evime çok yakın olması dolayısyla hatıralar sarmış dört bir yanımı moduna soksa da vazgeçmem.
  • Bu yaz  ''pepper'ın denize parmağının ucunu bile sokmadan geçirdiği yaz'' olarak mazime altın harflerle yazıldı. Taitil boyunca günlük güneşlik olan hava, ben ''yarın denize gidlim'' deyince yağmura dönüyorsa sanırım kaderime küsmeliyim.
  • Bir de halk oylaması sonucunda İzmir'li olmakla bir kez daha gurur duyduğumu söylemeden geçemicem. İstanbul'un evet-hayır çekişmesinden çok uzakta olan şehir, yine kendine yakışanı yaptı.

7 Eylül 2010 Salı

Madde ve Işık Sergisi


Uzun zamandır görmek istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir sergi vardı: Madde ve Işık. Duymuşsunuzdur mutlaka. Haftasonu arkadaşlarımı Terkos'tan  çıkarmayı başardığım bir ara sergiyi gezme fırsatı buldum. Sinemaya meraklı ama ''ışık çok teknik yeaaa'' diyip, kitapların ışığı anlatan kısımlarını hoooop diye geçen benim için çok mucizevi ve hoştu. Yanımdaki sinemacı arkadaşım ''bu kadar mucizevi bi'şi yok şimdi bu foton ışıklar bla bla bla '' diye konuşup durmasaydı daha eğlenceli olurdu ama neyssee. bkz:çekememezlik. Önce 5. kata çıkıyorsunuz asansörle, bu katı gezdikten sonra (bkz: 2. resim) yangın merdiveniyle 6. kata ve daha sonra merdivenlerle her katı gezerek aşağı iniyorsunuz. Gerçekten harika bi atmosferi var, kaçırmayın efenim. Sergi Borusan Müzik Evi'nde @Taksim. Ayın 9'u son gün ve yoğun ilgi dolayısıyla pazar günü de açık.



Bunlar da sergiden;




Bu da broşürden;
“MADDE-IŞIK sergisi, medya sanatında sezgiye, fizikselliğe ve duyulara dayalı, insan vücudunu sanat deneyiminin merkezinde tutan yeni yönelimlere tanıklık ediyor ve elektronik akademizmi kenara itiyor. Yapıtların bazıları madde ve ışığın işbirliğine dayalı deneyimler sunarken, bazıları bu iki öğe arasındaki sürtüşmeden doğuyor. Kiminde Madde Işık’a, kiminde Işık Madde’ye dönüşüyor.”



Pepper Furnival Borusan Müzik Evi'nden bildirdi.

3 Eylül 2010 Cuma

Çok eskiden, çok aşıkken.




Aslında kıskanç bi insan değilimdir ama benden size tavsiye iyi kalemi olan bi adamla sevgili olmayın. Zira; sizin harika bulduğunuz yazıları yazdıranların da ''bir zamanlar kendini çok sevdirmiş,sevmiş'' kadınlar olduğunu düşünmek fena. Adamın bir zamanlar hissettiklerini, hissetirilenleri kıskanıyosun. Hastalık gibi, anlatması çok zor. Az önce bi blogu okurken hatırladım bu duyguyu. Adam döktürmüş, bense yazdıran kim acaba dıye düşünüyorum.

Pepper Furnival geçip giden oooo zamanlardan bildirdi.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Tenk yu falan

Blogu oluşturup yazmaya başlayalı 1 ay oldu. Ne kadar geveze olduğumu 1 ayda 20 yazı ile kanıtlamış bulunmaktayım sanırım. Hor görmediniz, fotoğrafları bile düzenleyemiyo, de/da yı ayıramıyo demediniz okudunuz, yorumladınız, teşekkürü borç bilir, öperim.

PS: Desteklerinden dolayı ballı kaymaklı öpücükler: @stuven, @yosistanbul, @selçuk, @oguzhandursun, @andacsenyurt, @medenicesaret, @NzN, @atoshh

PS 2:Unuttuklarım varsa kusuruma bakmasın piliz.

Tavsiye

Kısa ve net bi uyarı yapıcam.

Senin ne yaptığını merak ettiğinden emin olmadığın birine sakın ''çok yoruldum yatayım artık'' ya da ''işleri de yetiştiremedim poff'' ya da ''bugün şuraya gidicem'' gibi mesajlar atma. Zira mesajı okuyup ''ne şimdi bu'' deme ihtimali çok yüksek ve her ne için çabalıyorsan no way bebişim.

Bir dost.