31 Ocak 2011 Pazartesi

19 yaşında, kendi deyimiyle alemlerin tozunu attıran, çok sevdiğim Gizem'in İstanbul ve soğuk hakkındaki düşünceleri.

-Biri arayıp dese ki, Gizem gel, bi club bulduk, yıkılıyo burası, sana da bi şişe şampanya açıcaz, önce uzun uzun düşünür sonra ağzımı doldura doldura hassiktir derim. O kadar soğuk hava Pepper.


Bilmem anlatabildik mi burda haftasonu hava nasıldı.

27 Ocak 2011 Perşembe

Bir Garip Halet-i Ruhiye'ler

  • Misafirliğe gittiğin eve, çocuklar çok seviyorlar diye yaş pasta alıp gitmek, hiç sevmemene rağmen sen alıp götürdüğün için yemek zorunda kalmak.

  • Ev sahibinin sen seviyosun diye brokoli yapmış olması. Ama yediğin en kötü brokoli olması sebebiyle o tabağın bi türlü bitmemesi. İkinci tabak ısrarlarını yumuşak ama kararlı bir tavırla geri çevirmenin, karşı tarafın gözlerinde yarattığın hayal kırıklığını görmek.

  • Çocukları sevmemek Ev sahibinin çocuğuna sevgi gösterisi yapmak zorunda hissetmemek. Çocuğun aksine oyun oynamak için çırpınması, tonla soru sorması. Sorulara tek cümlelik cevaplar vermek. Çocuk için üzülmek ama seni bu durumda bıraktığı için kızmak. Küçücük çocuğa saçma sebeplerle kızmak. 

  • Anneden pudra rengi kalın bi atkı istemek. Gelen atkının şeker pembe ve 1m. genişliğinde olması. Boynunda iki kere doladığında boğulucak gibi olman. Ama annen aradığında ''o kadar güzel ki takmaya kıyamicam'' demek. Takınca boğulma tehlikesi içinde olmanın, takmayınca o kadar uğraşmış annecim ne huysuzum'un husursuzluğu.

21 Ocak 2011 Cuma

Bırak o bıçağı, değmez.
Uzaydayız, hepimizin kafası karışık ceku!

msd

19 Ocak 2011 Çarşamba

2 Çiftle Akşam Dışarı Çıkma Sorunsalı

Efenim 2 tane çok sevdiğim arkadaşım ve sevgilileriyle planlar programlar sonucunda geçen hafta sonu gerçekleştirdiğimiz tatsız eylemden  çıkarımlarım şunlar;


  • Öncelikle siz buluşmaya yalnız gideceğiniz için grup yapmazsak (arkadaş grubu, kingirdemeyin hemen) ölürüz hastalığına yakalanmış arkadaşlarınız sevgililerinin bekar ve eli yüzü düzgün arkadaşlarından birer tanesini o geceye davet etmiştir tabi. Ne sandınız, büyükşehir çalışıyor.
  • Çocuklar da durumdan pek rahatsız değil tabi. İş, güç soruluyor, muhabbet ediliyor yemekler yenirken. Sen bu iki çocukla da konuşmak zorundasındır tabi ki. Bu sırada arkadaşlarına da bittiniz siz gülücükleri atarsınız.
  • Yemekten sonra gidiceğiniz mekan için rezervasyonlar yapılmıştır tabi. Ama sorun restorandan çıkıp, bara gidene kadar yolda geçen süre sıkıntılıdır.Sen ellerini cebine sokmuş bu durumu pek umursamazsın. Bazen kızlarla, bazen eniştelerle bazen de yeni çocuklarla yürüyerek bu durumu aşarsın.
  • Mekana oturulur. Köşe kapmaca başlar. Bekarlığın verdiği rahatlıkla, elinde biran herkesle konuşur, hepsinin yanına oturursun. Ama gece yarısından sonra sıkar artık. Gitmek istersin ama mızmız olmamak için sesini çıkaramazsın. 
  • Neyseki gece biter. Yeni çocuklardan biri zaten çok içmiştir. Hoşçakal derken yanağını bulmakta zorlanır, az kalsın öpüşülecektir. O an buz gibi bi hava eser mekanda. Dolayısıyla sen de çocuktan buz gibi soğursun. Diğer yakışıklı da elektriklerinizin tutmadığını, bi daha görüşmeyeceğinizi bildiği halde kibarlık olsun diye umarım görüşürüz tekrar der, kısmet dersin sen de.
  • Soluğu Kızılkayalar da alırsın. Bir tane ıslak hamburger yuvarladıktan sonra, taksiye atlar, evinin Taksim'e çok uzak olmamasına sevine sevine etrafı izler, eve gider maymunlu pijamalarını giyer ve yatarsın.

Velhasıl-ı kelam keyifsizdir. Zorlamadır. Kimseyi kırmadan uzak durulması gereken ortamlardır.





Bazen  sonucunun ne olacağını bile bile yaparsın ya. İşte öyle. Bal gibi biliyosun işte. Israr mı bu, umut mu, acizlik mi yoksa zaaf mı? Hepsi belki de. Bilemedim.

ps: kara kedi candır.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Küçük Kara Balık



Öyle bir yerdir ki o, için içine sığmaz. Elin telefona gider yüzlerce kez ama yapamazsın, yapmamalısın. Niye mi? Elinden gelen her şeyi yaptın çünkü sen, kendince. Korkarsın. Bi patikaya girersin. İnsanlar ağaçlara dileklerini değil  keşkelerini yazıp asmış bu sefer. Yürüdükçe ağırlaşır, keşkelerden korkarsın. Önüne bi tabela çıkar. Üzerinde sen ara ne kaybedersin yazar. Bir adım atarsın içeri. İşte tehlikeli topraklardasın. Ararsın açmaz ya da daha kötüsü duymaktan korktuğun ne varsa duyarsın.Yanıldın. Artık insanlar ne derse o değildi. Sözlerin bir anlamı yoktu. Her şey geçiciydi. Yine yeni yeniden anladın. Şanslıysan dersler çıkardın.


Burası senin denizin değil. Sanayinin bütün kirli suyunu akıttığı pis bi deniz burası. Oksijen yetersizliğinden nefes alamıyosun. Mevsimsiz ve kontrolsüz avlanıyor balıkçılar. Kendine bi kuytu bulmalısın, belki batmış bi gemi. Göç eden sürüleri izlersin. Gözyaşların denize akar bu sefer. Dikkat çekmezsin. En önemlisi saklamak zorunda değilsin onları. Şanslısın.




Ps: Samed Behrengi-Küçük Kara Balık. Çoluğunuza, çocuğunuza, kardeşinize, yeğeninize, kuzeninize okuyun, okutturun.


10 Ocak 2011 Pazartesi

Hayal Kırıklığının Matematiksel Hesabı

Şimdi efenim bu insanların sürekli bahsettiği herkese hakettiği değeri vermek mevzusu var biliyosunuz. Ben ömrüm boyunca anlayamadım bu lafı. Bilsem zaten ne kadar ettiğini o kadar verir kurtulurum di mi? Terazi var sanki tartıyosun, ne kadar çektiyse değer terazisinde o kadar veriyosun.



Oturdum düşündüm.  Matematiği oldum olası çok severim. Hele de üslü sayılar. Karekökün hayatıma girişi üslü sayılardan daha sonra olmuştur. İşte bütün sorun bu. Vermem gereken değerin üssünü alacağıma karekökünü almam gerekiyomuş. Bir örnekle hemen açıklıyorum;



Misal 100 birim değer  vermeyi düşündüğüm bi insan var. Ben napıyorum? Bunun hemen karesini  alıp D=1002=100 veriyorum. Peki asıl yapmam gereken ne: düşündüğüm değerin karekökünü almak D=√100=10.  Evet işte bu aradaki fark (100-10=90birim) benim hayal kırıklığım oluyor. Tebrikler. Nur topu gibi hayal kırıklığım oldu.


ps 1: matematiksel işlemlerde gördüğünüz üzere değerin üssünü arttırdıkça, hayal kırıklık biriminiz artıyor. 


ps 2: bu yazıyı forward edin. %100 çalışıyor. 

6 Ocak 2011 Perşembe

İnsanın dahil olmak zorunda  olduğu ve işin içine zorunluluk girdiğinde ziyadesiyle zevksizleşen planlar vardır ya. İşte o planların yapıldığı, yapılıp bozulduğu bi çemberin içindeyim. A ya da gitsek farketmez B ye de. Nasılsa cumartesi çalışıcam bahanesiyle eve erken dönücem ben. O yüzden sen o gün elbise de giysen pantalon da giysen farketmez. Oturduğum yerden denizi görebilecek miyim onu söyle sen bana. Hayır göremiceksem kendime oyalanacak başka bi'şey bulmalıyım.


ps: böyle zamanlarda kendimi okan bayülgenin progamına katılmış, hiç konuşmamış insanlar gibi hissettiğim doğrudur. Onlar da benim kadar sıkılıyo mudur?